Yazan: admin Kategori Şiir
Zamanın Rüştü Asyalının seslendirdiği çok güzel bir şiir dinlemiştim. Geçenlerde bu şiire rastladım ve buraya eklemeye karar verdim. Oyunun sahibi Fransız şair ve tiyatrocu Edmond Rostand. Bu eserinin adı ise ‘Cyrano de Bergerac’. Remzi Kitabevinden çıkmış olan kitabı listemin en başına eklemiş bulunuyorum. Rüştü Asyalının seslendirdiği oyundan alınmış şiire gelirsek;
İstemem Eksik Olsun
Ne yapmak gerek peki?
Sağlam bir arka mı bulmalıyım?
Onu mu bellemeliyim?
Bir ağaç gövdesine dolanan sarmaşık gibi,
Önünde eğilerek efendimiz sanmak mı?
Bilek gücü yerine dolanla tırmanmak mı?
İstemem! Devamını oku »
AĞLARSIN
Kırdığın kadehte kalan ömrümden,
Ağlarsın içtiğin yılları bilsen.
Hicrinle sararıp solan ömrümden,
Ağlarsın biçtiğin dalları bilsen. Devamını oku »
KEPEZ
Ansızın bir karasu iner
Deniz fenerinin gözlerine
Fener kör olur
Ve ağır ağır uyanmaya başlar
Deniz dibinin devleri
Koç sürüsü dalgalar toslaşır gerine gerine
Ötede yıkkın bir balıkçı köyünün çiçeksiz evleri
Evler ki denizlerde olup bitenleri bilmez
Bense bu kaderi iyi bilirim
Benim adım Kepez
Yıldızlar olmadı mı, dolunay olmadı mı
Gökyüzü de kördür
Yüreğindeki kara bulutlar
Durmadan yıldırımlar kusar
Yorgun bir gemi oturur kayalara
Karışır birbirine dua ve küfür
Korkuysa şapkasını her zaman
Kapkara bir dala asar
Bir yosun tarlasında dinlenirken
Gördüm ölümü kaç kez
Selam verip geçti gülümseyerek
Ben korkusuz Kepez Devamını oku »
Yazan: admin Kategori Şiir
Sensizlik bütün gece vurdu pencereme,
vurdu bütün gücüyle yalnızlık yüreğime
seni aradi bu gözler, seni andı bu dudaklar
inan sensizlikten kapkaranlık tüm odalar…
Sordu bütün gece seni ve sensizliği
sensizliği ve çaresizliği sevgilim
haykırdı bütün gece sordu bedenim
ben ise konuşamadım, cevap bile veremedim bi türlü
sadece susmakla yetindim…
Bu halim yokluğundan mıdır bilmem
bu avarelik bu başıboşluk bu içmeden sarhoşluk
çünkü değmedi senden başka bir şey şu yanan dudaklara
cehennem gibi yanan ama sönmek için senden bi damla bekleyen dudaklara
sen yettin sadece onları yakmaya sen yettin sevgilim…
Volkan Doğan
1244 yılında Konya’ya gelen Şemseddin Tebrîzî adlı bir zat, Mevlana’nın ilimle dolu dünyasında “aşk” ile yepyeni ufuklar açtı.Bu iki ilâhî âşık, bir müddet yalnızca bir köşeye çekilerek kendilerini tamamen Hakk’a verdiler. Günlerce, gecelerce sohbetlere daldılar. Birbirlerinde kendilerini ve Yüce Allah’ın eşsiz güzelliklerinin tecellîlerini gördüler. Buluştuklarında Hz.Mevlânâ 38, Hz.Şems 60 yaşlarında idiler.Artık Mevlânâ bütün zamanını Şems ile sohbete ayırıyordu. Bu ilâhî aşkı idrâk etmekten âciz olanlar, Hz.Mevlânâ’nın Şems’e olan ilgisini kıskanarak, ileri geri konuşmaya başladılar. Bu sözleri duyan Şems üzüldü ve 1246 yılında Konya’yı terk edip Şam’a gitti.Şems gidince Hz.Mevlânâ derin üzüntülere boğuldu. Şems’i tedirgin ederek uzaklaşmasına neden olanlar da Mevlânâ’nın bu hâli karşısında pişmân oldular.Hz.Mevlânâ bir mektup yazarak oğlu Sultan Veled’in de bulunduğu bir kâfileyi Şam’a gönderdi. Şems mektubu okudu ve Hz.Mevlânâ’nın dâvetini geri çevirmeyerek 1247 yılında Konya’ ya döndü.Şems’in dönmesine herkes sevindi. Hz.Mevlânâ artık gülüyor, ziyâfetler veriyor, sema’ meclisleri düzenliyordu. Şems’le sohbet günlere ve gecelere sığmıyordu.Fakat bu huzurlu günler uzun sürmedi. Dedikodular, çirkin sözler ve iftiralar yeniden başladı.1247-1248 yılında Şems aniden kayboldu. Onu bir daha ne gören, ne de izini bulan olmadı.
Hz.Mevlânâ, Şems’i çok aradı. Ayrılığın büyük acısıyla şiirler söyledi, gözyaşları döktü. İki kere Şam’a gittiyse de izine rastlayamadı. Şems’in bedenî varlığını bulamayan Hz.Mevlânâ, onu mânâ yönünden kendinde buldu ve aramaktan vazgeçti. Bir şiirinde şöyle der:
Beden bakımından ondan ayrıyım ama, bedensiz ve cansız ikimiz de bir nûruz.
Ey arayan kişi! İster onu gör, ister beni. Ben O’yum, O da ben.
Etme
Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun etme,
Başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun etme.
Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı,
Hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun etme.
Çalma bizi bizden bizi gitme o ellere doğru,
Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun etme.
Ey ay felek harab olmuş alt üst olmuş senin için,
Bizi öyle harab öyle alt üst ediyorsun etme.
Ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi,
Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun etme.
Sen yüz çevirecek olsan ay kapkara olur gamdan,
Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun etme.
Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan,
Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun etme.
Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer,
Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun etme.
Ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi,
Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun etme.
Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize,
O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun etme.
Bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle,
Huzurumu bozuyorsun sen mavediyorsun etme.
Harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı,
Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun etme.
İsyan et ey arkadaşım söz söyleyecek an değil,
aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun etme.
Mevlana Celaleddin Rumi
SENİ ELİNDEN TUTMUŞTUM
Seni elinden tutmuştum — yaz geçiyordu
Yaz geçiyordu, biz geçiyorduk
Yazı elinden tutmuştuk Devamını oku »
Ayağa Kalkın Efendiler
Behey kaburgalarında ateş bir yürek yerine idare lambası yanan adam !
Behey armut satar gibi sanatı okkayla satan sanatkar !
Ettiğin kar kalmayacak yanına !
Soksan da kafanı dükkanına ,
Dükkanını yedi kat yerin dibine soksan ,
Yine ateşimiz seni yağlı saçlarından tutuşturarak
bir türbe mumu gibi damla damla eritecek !
Çek elini sanatın yakasından çek !
Çekiniz !
Bıyıkları pomatlı ahenginiz süzüyor gözlerini hala
Koyda çıplak yıkanan Leyla’ya karşı
Fakat bugün
Ağzımızdaki ateş borularla çalınıyor yeni sanatın marşı…
Yeter artık Yeni Cami tıraşı yeter !
Ayağa kalkın efendiler !”
Nazım Hikmet