Kategori Arşivi A.Serdar Arslan

Korku

Korku

Korkuyu tanıyorum,
biliyorum kuyudaki zamanı
işlemediğim suçların korkusunu çekerken…
Soğuk kaldırımlar üzerinde, ben!
dalgın ve yorgun hissederken,
insanların sinsi ve süzgeç bakışları…
Korkuyorum.

Belki hayal, belki hastalık,
bir varlık sorunu var ortada, biliyorum.
Tüm gücüyle bastırıyor üzerime
Ortaya çıkarken,’Suç ve Ceza’ etkisi.
Sokaktaki dilenciyi gördüğümde ‘Empati’,
ve ‘Açlık’ bir dramı!
köhne bir gemiydi anımsıyorum!
kaçış…
Anlatamıyorum.

Fark edilecek derken yangınlar yaşarken!
itfiaye’den kaç!
Polislerle saklambaç…
Ambulans sirenleri!
kulaklarımın sahte dikenleri…
Sesleri mi ürkütüyor beni?
Bilinmeyen numaralar bilinmiyor,
isyanımın cevapsız çağrısı!
Kan davacım beni bulmuş gibi…
Vicdan! korkumun davalısı.

An’ın hayatı! kayboluşlar yaşıyor.
Girdiğim kuyu ‘Olasılıksız’
İşlenmemiş suçlar,
Korkuyorum!
Bedenim sigara yakıyor,
dumanları kan kokuyor!
Garip ki!
kendine zarar vermekten tırsmıyor.
Korkuyu alıp satan Ölüm!
bana bir tasa vermiyor!

Varlığım korkular geçti,
Sonra geçen benmişim,
fark etmemişim…
Harcarken üstü kalsın dediğim zamanlarım!
Ezilmekten korkarken
hep ezilmişim…

Kendimi yargılıyorum,
Herkes birgün yapacak!
herhangi bir yaşımda,
herhangi bir dönemdeyim.
Uzak bir mesafeden,
kendimi izlemekteyim!
Hatalar zinciri var bir yerde…
Dev bir yığın olmuş,
altında ezilmekteyim!

Fantastik Oda

Bilmezsiniz gecenin bu saatinde ayakta durduğumu. Saatin kaç olduğunu benim bile bilmediğim, zamandan habersiz bir kentin size çekilen sarı bir noktasında el kadar odada, loş lambanın sıcaklığının güneş sistemi olduğundan bîhabersiz yaşarsınız. Nefes alış verişlerinizi duyduğumu söylemeliyim. Gezegenimin teknolojisi bu bakımdan oldukça gelişkin. Zaten bir şehirde kaç farklı iş yapılabilir ki? Kaç farklı hayat kaç farklı duygular sindirebilir? Kimse sanmasın sizi küçümsediğimi. Büyük bir gezegenin sahibi olduğum için duygudaşlık yapamıyorum kim bilir…

Barış ve sevginin hüküm sürdüğü bir şehrin hükümdarıyım. Hükümdarlık dedikse öyle merhametsiz değil. Hoşgörü temel kanunumuz ve eşit yaklaşmak. Arada sırada küçük huysuzluklarım olmuyor değil hani. Protokol kaprisi diyorum ben buna. Her diyarda var biraz. Bizim dünyamızda da… Sonraki Sayfa »

Geleceğim sana geleceğim.

Kim söylemiş hatırlamıyorum, zaten kendisinin de pek umursadığını sanmıyorum. ‘Hayat, aldığın nefes sayısı ile değil, nefesini kesen anların değeri ile ölçülür’ diye. Çok güzel kelam… Vesselam, sorunum hayatla veya yaşamakla değil. Hâşâ, o kadar büyümedik daha. Sadece varlıksal dertler edinmekteyim kendime. Hâl vaki böyle olunca ister istemez insan geleceği düşünüyor. Özellikle de geçmişinden kaçanlar mutluluğu gelecekte arar dururlar. Hâlbuki sırrın cevabı pek açıktır… Mutluluk anlarda saklıdır…

Gelecek mi dediniz? Geçenlerde söylemiş bir dost, elbet bir gün gelecek. Mesela 10 yıl sonrası ben… Öncelikle söyleyeyim bu yazıyı kesinlikle okuyamayacağım. Üstelik hemen geleceksin biliyorum. Daha ne olduğunu anlamadan, ansızın bir gece yarısı düşünürken bu günleri belki hatırlarım böyle bir dipnot düştüğümü hayatın kıyılarına. Fakat sahilde vururum kıyılara… Burası tam bir muamma… Sonraki Sayfa »

Yalnız Kentin Sarı Işığı

Yalnız Kentin Sarı Işığı

Karanlıktayım,
Kırmızı bir sokak lambası,
Penreceremden içeri süzülen,
Birde düşüncelerim yanımda
Pencerenin ardını gözetleyen.

Ağaçsız sokak,tuğla binalar
Birkaç kerpiç de karışmış araya
Parçalanmış gazete sayfaları
Manşet haberi uçuyor havaya.

Rüzgar aynı türküyü söylüyor,
ve çırpmıyor kuşların kanadı.
Ortada tek bir yaşam dönüyor
Yalnız kentin sarı ışığı.

Köşededir kendini sorgular,
Tükenmiş yorgun gözleri
Ayın yansımasında gördüm
Derindi çektiği acılar.

Aynalardan daha az gerçek,
camın ötesindeki ben.
ve karanlıktayım
bu sefer değilim tek.
Sen varsın karanlıkta,
Karanlıktayız,
O karanlıkta.
Birbirini yansıtmıyor aynalar.
Düşünüyorum,
Düşünüyoruz,
ve siz düşünüyorsunuz,
Fakat bulunmuyor aydınlıklar.

A.Serdar Arslan

Kabuğumu Saran Deniz

Kabuğum küçük… Küçücük bir bölgede. Üzerinde binlerce nefes alan ama insanı az olan. İnsanlığından sıkılmış olanların yaşadığı deniz aşırı bir yerde…

Yaşamak ve o bölgelerden gelen müziğin hoş tınısı…

Önce sevgi, sonra dostluk, rahatlık ve güven duygusu…

Gözlerini kapadığında masmavi gökyüzü bulutsuz ve ardından aynı mavilikte deniz; ayırt edememe duygusu. Yer ve gök aynı renkte; sen şu anda gökyüzünden bir yerlerde bile olabilirsin o halde. Kim bilir inanmak istediğin bu belki; ayırt edemediğin renkler içinde. Kumsal uçsuz bucaksız ferah bir gölge dibinde…

Küçük kabuğum ve uzak maviliklere; etrafı sarılı ve çevrili, kuşatılmış binlerce kale… Kırılan kabuğumdan çıkalı uzun yıllar geçse bile yeni fark edilen güzellikler; doğa, yüzyıllar önce dikilmiş yaşlı paulownia…

Başka hayatların var oluşlarına inandığım zamanın sessizliği. Kendimden bağımsız milyarlarca insancık. Şu anda her birinin duygusu, gülüşü, sesi var… Günah işleyenleri çok, sevenleri fazla. Durun bir Dakka, işte! Duyuyorum sanki? Yeni bir melek doğdu az önce. Susun, susturun çevrenizi de bu ayrıntıya kulak verin. Gördünüz mü ağlıyor?

Çakallar sürüsü bir aslanın etrafını sarmış, elindeki yiyeceği alacaklar boyuna postuna bakmadan. Aslansa adil davranmış, yavaş koşanı avlamış. Afrika burası, görmüyor musun? Adını bilmediğim bir yer ama benden önceki adının ne önemi var ki? Bir daha bulabileceğimden şüpheli olsam bile aslanpençesi koyuyorum bu dağın adını.   Gidemiyor musun?

(somewhere over the rainbow… blue bird fly. and think to myself what a wonderful world?)

Kabuğu küçük kendi büyük dünya… Görmek istenen yerler, bir yelkenli alıp çıksak uzak diyarlara? Hangi parayla? Üstelik vize? Aile? Okul? İş? Yapmak istediklerim mi bunlar benim yoksa zorunda olduklarım mı? Özgürlüğün tanımı? Sen mi geldin yoksa?

- insan her istediğini yapamıyor maalesef.
- evet, kırık hayalli masum, bizde bundan bahsediyorduk, sende hoş geldin.

(they’re really saying, i i love you… İ hear babies cry and i watch them grow… what a wonderful world…)

Nankörlük… Evet, nankörlük yapıyorum. Aynı duyguları yaşamayı hak eden milyarlarca insan arasında neden ben? Niye ben? Şans mı?

Seychelles; ilk önce oradan başlamalı özgürleştirmeye.. Yo hayır, Amerikan tarzı değil tabi ki… Ruhumuzu özgür bırakmak anlatmak istediğim…

Gezemediğim, belki de hiç gidemeyeceğim yerlere gidiyorum her gün… Ve ruhumu bırakıyorum Atlantik okyanusunda, ismini bilmediğim bir adanın kıyısına. Dönüşte alacağım merak etme, bu dünyayı yaşamak için ihtiyacım var sana…

Kabuğum küçük, Truman’a selamlar olsun buradan. Günaydın! Ve olur ya belki sizi göremem bir daha; iyi günler, iyi akşamlar ve iyi geceler…

Çıplak Sokak

ilk önce çıplaktı sokak,
sonra toz bulutları giyindi.
simsiyah gökyüzü sardı beni,
kızmıştı;
ışığı, aydınlattı penceremi.

Uçuşan yaprakların aydınlığı,
Sonra çıplaktı sokak.
'P'isli dumanın bilinmezliği,
Üçüncü sayfadaydı haber;
Buydu çıplak sokağın ardına gizlendiği.

Evine ekmek götüren adam,
Köşede ki arsız serseri,
Bu gece çıplak sokak,
ve masumun kanıydı sokağın giyindiği.

Çıplak sokak,
Çıplak gece,
Ne kadar saklanırsa saklansın;
gölgesine
Güvenme asla ona,
Seni seven kimse yoksa içinde.

A.Serdar Arslan

Kan

Kan

Korkmak,
Bilinçsizce,
Titreyerek,
ve damarlarındaki kan,
ve kalp ağrısı,
Üstelik insanlardan,
Telaş çığlığı ardından
binbir karmaşa,
sonra ruh;
beyaz ve kara
sonra masumların sesi
ve ensendedir ecelin nefesi,
titreyerek,
üstelik kan,
çekilir bir solukta damarlarından.

A.Serdar Arslan

2 sayfa arasında 1 12