Geleceğim sana geleceğim.

Kim söylemiş hatırlamıyorum, zaten kendisinin de pek umursadığını sanmıyorum. ‘Hayat, aldığın nefes sayısı ile değil, nefesini kesen anların değeri ile ölçülür’ diye. Çok güzel kelam… Vesselam, sorunum hayatla veya yaşamakla değil. Hâşâ, o kadar büyümedik daha. Sadece varlıksal dertler edinmekteyim kendime. Hâl vaki böyle olunca ister istemez insan geleceği düşünüyor. Özellikle de geçmişinden kaçanlar mutluluğu gelecekte arar dururlar. Hâlbuki sırrın cevabı pek açıktır… Mutluluk anlarda saklıdır…

Gelecek mi dediniz? Geçenlerde söylemiş bir dost, elbet bir gün gelecek. Mesela 10 yıl sonrası ben… Öncelikle söyleyeyim bu yazıyı kesinlikle okuyamayacağım. Üstelik hemen geleceksin biliyorum. Daha ne olduğunu anlamadan, ansızın bir gece yarısı düşünürken bu günleri belki hatırlarım böyle bir dipnot düştüğümü hayatın kıyılarına. Fakat sahilde vururum kıyılara… Burası tam bir muamma… Sonraki Sayfa »

Herhangi bir zaman…

Yaşamak, nefes almakla bilinir zaman zaman… Fakat her nefes alan yaşamaz çoğu zaman… Sınırını kişinin belirlediği bir kavramdır yaşamak.  Çünkü kendimize bile yalan söylerken bizi ancak biz tanırız. Çoğu zaman kendimizden bile saklanırız.

Sizlere göre garibanının tekiyim. İtiraf ediyorum. İmkânsız hayallerim, saçma rüyalarım, birde kalemimden başka pek fazla malım mülküm yok.  Benim dünyamda da bunlardan başka zenginlik yok… İstediğimi düşünebilir, istediğimi yerebilirim… Kim bana kendisini saatlerce anlatırsa, onun hakkında tam tersini düşünebilirim… Dedim ya benim dünyam burası. Dünyama hoş geldiniz… Sonraki Sayfa »

Fakir Edebiyatı- Açlık-Knut Hamsun

–Fakir Edebiyatı ve Açlık–

Fakir Edebiyatı deyimi kullanım alanı itibariyle pek çok bakış açısına sahip, bir o kadar da sık kullanılan bir öbektir. Kimileri bu deyimi tezyif edici bir şekilde dillendirir kimisi de edebî eserlerde var olan fakirlik durumunu anlatma çabasıyla ön plana alır. Öyle ki edebiyat ekseriyetle fakirlik kültüründen beslenmiştir.  Geçmişten günümüze ulaşan birçok büyük kültürde bu temayı kullanmıştır. Yenilik arama ışığında olan çağımız, belki de bu yüzden bu temanın üstüne gidiyor ve onu mizahî bir alaya alıyor olabilir. Fakat biz burada gerçek manasıyla ele alacağız. Çünkü değiştiremeyeceğimiz tek gerçek bu temayla yazılmış yüzlerce harika eser olduğu.

Knut Hamsun’un Açlık adlı eseri ana konusu itibariyle fakirlik edebiyatının en büyük örnekleri arasında gösterilir. Zaten eser minval ve muhtevası bakımından birde adından anlaşılacağı üzere ‘açlık’  hissi ve bunun karakterdeki etkisi üzerinde durur. Açlık tabiatı itibariyle bir roman özelliği taşısa da uzun bir öyküyü andırması onu okunur hale getiren büyük bir etken. Sonraki Sayfa »

Yalnız Kentin Sarı Işığı

Yalnız Kentin Sarı Işığı

Karanlıktayım,
Kırmızı bir sokak lambası,
Penreceremden içeri süzülen,
Birde düşüncelerim yanımda
Pencerenin ardını gözetleyen.

Ağaçsız sokak,tuğla binalar
Birkaç kerpiç de karışmış araya
Parçalanmış gazete sayfaları
Manşet haberi uçuyor havaya.

Rüzgar aynı türküyü söylüyor,
ve çırpmıyor kuşların kanadı.
Ortada tek bir yaşam dönüyor
Yalnız kentin sarı ışığı.

Köşededir kendini sorgular,
Tükenmiş yorgun gözleri
Ayın yansımasında gördüm
Derindi çektiği acılar.

Aynalardan daha az gerçek,
camın ötesindeki ben.
ve karanlıktayım
bu sefer değilim tek.
Sen varsın karanlıkta,
Karanlıktayız,
O karanlıkta.
Birbirini yansıtmıyor aynalar.
Düşünüyorum,
Düşünüyoruz,
ve siz düşünüyorsunuz,
Fakat bulunmuyor aydınlıklar.

A.Serdar Arslan

Kabuğumu Saran Deniz

Kabuğum küçük… Küçücük bir bölgede. Üzerinde binlerce nefes alan ama insanı az olan. İnsanlığından sıkılmış olanların yaşadığı deniz aşırı bir yerde…

Yaşamak ve o bölgelerden gelen müziğin hoş tınısı…

Önce sevgi, sonra dostluk, rahatlık ve güven duygusu…

Gözlerini kapadığında masmavi gökyüzü bulutsuz ve ardından aynı mavilikte deniz; ayırt edememe duygusu. Yer ve gök aynı renkte; sen şu anda gökyüzünden bir yerlerde bile olabilirsin o halde. Kim bilir inanmak istediğin bu belki; ayırt edemediğin renkler içinde. Kumsal uçsuz bucaksız ferah bir gölge dibinde…

Küçük kabuğum ve uzak maviliklere; etrafı sarılı ve çevrili, kuşatılmış binlerce kale… Kırılan kabuğumdan çıkalı uzun yıllar geçse bile yeni fark edilen güzellikler; doğa, yüzyıllar önce dikilmiş yaşlı paulownia…

Başka hayatların var oluşlarına inandığım zamanın sessizliği. Kendimden bağımsız milyarlarca insancık. Şu anda her birinin duygusu, gülüşü, sesi var… Günah işleyenleri çok, sevenleri fazla. Durun bir Dakka, işte! Duyuyorum sanki? Yeni bir melek doğdu az önce. Susun, susturun çevrenizi de bu ayrıntıya kulak verin. Gördünüz mü ağlıyor?

Çakallar sürüsü bir aslanın etrafını sarmış, elindeki yiyeceği alacaklar boyuna postuna bakmadan. Aslansa adil davranmış, yavaş koşanı avlamış. Afrika burası, görmüyor musun? Adını bilmediğim bir yer ama benden önceki adının ne önemi var ki? Bir daha bulabileceğimden şüpheli olsam bile aslanpençesi koyuyorum bu dağın adını.   Gidemiyor musun?

(somewhere over the rainbow… blue bird fly. and think to myself what a wonderful world?)

Kabuğu küçük kendi büyük dünya… Görmek istenen yerler, bir yelkenli alıp çıksak uzak diyarlara? Hangi parayla? Üstelik vize? Aile? Okul? İş? Yapmak istediklerim mi bunlar benim yoksa zorunda olduklarım mı? Özgürlüğün tanımı? Sen mi geldin yoksa?

- insan her istediğini yapamıyor maalesef.
- evet, kırık hayalli masum, bizde bundan bahsediyorduk, sende hoş geldin.

(they’re really saying, i i love you… İ hear babies cry and i watch them grow… what a wonderful world…)

Nankörlük… Evet, nankörlük yapıyorum. Aynı duyguları yaşamayı hak eden milyarlarca insan arasında neden ben? Niye ben? Şans mı?

Seychelles; ilk önce oradan başlamalı özgürleştirmeye.. Yo hayır, Amerikan tarzı değil tabi ki… Ruhumuzu özgür bırakmak anlatmak istediğim…

Gezemediğim, belki de hiç gidemeyeceğim yerlere gidiyorum her gün… Ve ruhumu bırakıyorum Atlantik okyanusunda, ismini bilmediğim bir adanın kıyısına. Dönüşte alacağım merak etme, bu dünyayı yaşamak için ihtiyacım var sana…

Kabuğum küçük, Truman’a selamlar olsun buradan. Günaydın! Ve olur ya belki sizi göremem bir daha; iyi günler, iyi akşamlar ve iyi geceler…

Çıplak Sokak

ilk önce çıplaktı sokak,
sonra toz bulutları giyindi.
simsiyah gökyüzü sardı beni,
kızmıştı;
ışığı, aydınlattı penceremi.

Uçuşan yaprakların aydınlığı,
Sonra çıplaktı sokak.
'P'isli dumanın bilinmezliği,
Üçüncü sayfadaydı haber;
Buydu çıplak sokağın ardına gizlendiği.

Evine ekmek götüren adam,
Köşede ki arsız serseri,
Bu gece çıplak sokak,
ve masumun kanıydı sokağın giyindiği.

Çıplak sokak,
Çıplak gece,
Ne kadar saklanırsa saklansın;
gölgesine
Güvenme asla ona,
Seni seven kimse yoksa içinde.

A.Serdar Arslan

2010 En iyi 10 Kitap Listesi

2009 yılında yapmış olduğumuz araştırmalara göre en iyi 10 kitap listesi yayınlamıştık. Bu liste daha önceki 10 kitap listesine ek olarak verilmese de yine de ilk listedeki kitaplardan okunmamış olanları bu listeye alternatif olabilir.

Eserleri bizzat okuyup değerlendiren A.Serdar Arslan bir de not düşüyor;  ”Listeyi deyim yerindeyse çerezlik kitaplar doğrultusunda oluşturduk. Eğlenceli, sürükleyici ve sıkılmadan okunabilecek kitapları seçmeye özen gösterdik. ”

Önerilen kitap listesine geçmeden önce birde Andre Maurois’in bir sözünü hatırlayalım.

“Şaheserlerin sayısı zaten o kadar çoktur ki, hepsini tanımamıza asla imkân olmayacaktır. Biz de yüzyılların yaptığı seçime güvenelim. Bir insan yanılabilir, bir kuşak yanılabilir  ama insanlık yanılmaz.” Sonraki Sayfa »

6 sayfa arasında 2 123456